Atalarımız “Ateş düştüğü yeri yakar” der; ancak biz itfaiyeciler, başka ocaklara düşen o ateşi kendi göğsünde söndürmeye yemin etmiş bir mesleğin neferleriyiz. Bir ülkenin itfaiyecisine verdiği değer, alevler göğe yükseldiğinde atılan süslü manşetlerle değil; o yangın çıkmadan çok önce kurulan sessiz ama yıkılmaz bir sistemle ölçülür. Bizler, toplumun en zor anında gözünü kırpmadan ateşe, enkaza, sulara atlayanlarız. Ancak yangın günü omuzlara alınan, arkasından dualar edilen itfaiyeci, dumanlar dağıldığında ne yazık ki kâğıt üstünde kalan haklarıyla, 5393 ve 5216 sayılı kanunların arasına sıkıştırılmış belediye mevzuatıyla ve giderek ağırlaşan tükenmişliğiyle baş başa bırakılmaktadır. Gayrettepe’de yitip giden 29 canın, Grand Kartal Otel’de kaybettiğimiz 78 hayatın ve 6 Şubat depremlerinde enkaz altında yankılanan o acı dolu çığlıkların ardından, artık tüm ülkenin ve karar vericilerin aynaya bakıp kendilerine şu yakıcı soruyu sorma vakti gelmiştir: Türkiye, alevlerin arasına gönderdiği evlatlarını gerçekten koruyor mu?
Bugün en köklü ve kanayan yaramız, ayrı bir meslek sınıfı olamamamızdır. 2023 ve 2026 yıllarında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan kanun tekliflerinde çok net bir talep var: 657 sayılı Kanun içinde ayrı bir “İtfaiye Hizmetleri Sınıfı” kurulması. Tekliflerin komisyonlarda bekliyor olması bize şunu söylüyor: Sorun artık siyaseten de inkâr edilmiyor, fakat çözüm sürekli olarak başka bir bahara erteleniyor. Bizler belediyelerin bir alt birimi, işleyişin sıradan bir çarkı değiliz; bizler bu ülkenin ulusal güvenlik ve cankurtaran gücüyüz. Sahadaki gerçekliğe baktığınızda, kâğıt üzerindeki soğuk mevzuatın ne denli yetersiz kaldığını çok net görürsünüz. “24 saat iş, 48 saat istirahat” şeklinde formüle edilen ama zorunlu hallerde esnetilerek içinden çıkılmaz bir yorgunluk sarmalına dönüşen vardiya sistemi, devasa bir hızla artan iş yüküyle birleşince adeta bir tükenmişlik kapanı yaratmaktadır. İstanbul İtfaiyesi’nin resmi verilerine bile baksanız, alarm zillerinin ne kadar yüksek çaldığını duyarsınız; 2021 yılında 73.856 olan toplam olay sayısı 2025’te 92.448’e fırlamış, ekiplerin yangına ortalama varış süresi uzamıştır. Ankara’da 2024 yılında 34.985 olaya müdahale edilmiş, İzmir’de ise işin içine kırsal yangınlar ve kuraklık girmiş, 27.600 olayın 16.000’ini yangınlar oluşturmuştur. Bu tablo çok açık bir biçimde, meselenin tek tek belediyelerin bütçesine terk edilemeyecek kadar devasa, yapısal bir ulusal planlama sorunu olduğunu haykırıyor.
Meselenin bir de alevlerin ardına gizlenen, karanlık ve sessiz boyutu var. İtfaiyecilik, yalnızca görünen ateşle değil, görünmez düşmanlarla, zehirli gazlarla, travmalarla da savaşmaktır. Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), itfaiyeciliği insanlarda tartışmasız “Grup 1 kanserojen” olarak sınıflandırmıştır. İşin psikolojik bedeli ise çok daha ağırdır; Türkiye’de yapılan araştırmalar, meslektaşlarımız arasında olası Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) yaygınlığının %16,5 gibi alarm verici bir seviyede olduğunu göstermektedir. Bedenini ve ruhunu bu kadar ağır riske atan insanlara, mevzuatımızın sunduğu yegâne koruma ne yazık ki yılda bir kez yapılan genel sağlık taramasından ibarettir. Emeğimizin karşılığı ise tavana hapsedilen maktu fazla çalışma sistemiyle ödenmeye çalışılıyor, gerçekte ne kadar mesai yaparsak yapalım hak ettiğimiz karşılığı alamıyoruz. Emeklilik yolunda bize sunulan 60 günlük fiili hizmet süresi zammı, dar yorumlandığı için kimyasal maruziyet ve günlerce süren enkaz çalışmalarındaki devasa risklerimizi kapsayamıyor.
İşte tam da bu yüzden, “Yalnız taş duvar olmaz” diyen atalarımızın bilgeliğine sığınarak tüm meslektaşlarıma sesleniyorum: Kimse bize haklarımızı altın tepside sunmayacak. Dağınık durduğumuz, sesimizi cılız çıkardığımız sürece bu çark bizi öğütmeye devam edecek. Gelin bir olalım, birlik olalım! Ateşin karşısında sırt sırta verip birbirimize nasıl siper oluyorsak, hak arama mücadelemizde de omuz omuza durmalıyız. Unutmayın ki İtfaiyeciler Hak ve Onur Derneği (İHOD), itfaiyeci haklarının savunusunda aşılmaz, yıkılmaz ve eşsiz bir kaledir. Bu kale, gücünü makamlardan değil, alevlerin içinden terleyerek çıkan siz değerli neferlerinden almaktadır. Hakkımız olan ayrı İtfaiye Hizmetleri Sınıfı’nı, 90 güne çıkarılmış gerçek bir yıpranma payını, emekliliğe yansıyan adil bir risk tazminatını ve ulusal çapta uygulanacak standart bir iş sağlığı, kanser ve ruh sağlığı izlem programını alana kadar bu kutlu çatının altında mücadelemiz sürecektir. Birlikten kuvvet doğar! Biz ayrıcalık istemiyoruz; biz alevlerin içinden sağ çıkabilmek ve sizleri yaşatabilmek için çağdaş bir sistem, hak ve onur istiyoruz. Çünkü itfaiyecisini hukuken ve fiziken korumayan bir sistem, o felaket anı geldiğinde ülkesini de koruyamaz.