ceride havadis editor wide 2026 05 05 1Güvenlik bir sanattır. Çocuklarımız ise gelecektir.
Hemen Paylaş

Okul Bir Bina Degildir Renkli 300DPI Baski scaled

15 Nisan 2026’da Kahramanmaraş’ta Türkiye’de hiç de görmeye alışık olmadığımız bir biçimde müthiş bir trajedi ile karşı karşıya kaldık. Bir ortaokulumuz kendi öğrencisinin silahlı baskınına hedef oldu. Telafisi mümkün olmayacak kayıplarımız var. Yasımız var. Olayın ardından Türkiye’de okul güvenliği tartışması yeniden alevlendi ve her zamanki refleks devreye girdi: bir genelge, bir komisyon, bir tatbikat takvimi, birkaç soruşturma. Üç ay sonra ise yine, her zamanki sessizlik. Türkiye’de okul güvenliği, en az on yıldır aynı döngüde dönüyor; trajedi, panik, yönetmelik, unutuş.

Mevzuat Var, Sistem Yok
Oysa kâğıt üzerinde durum hiç fena değil hatta iyi bile denebilir. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu var, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu okulları kapsıyor, 2017’de servis araçları için psikoteknik, kamera, sensör ve rehber personel zorunluluğu getirildi; üstelik bunun bedeli de küçük Alperen’in serviste unutularak hayatını kaybetmesi olmuştu.
İlginç bir ülkeyiz vesselam.
KVKK çerçevesinde okullarda kamera kullanımı, mahrem mekânlar dışlanarak düzenlendi. Süper. 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması Kanunu öğretmen atamalarında uygulanıyor. Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik, AFAD tatbikat takvimi, MEB acil durum kılavuzları, Bina Deprem Yönetmeliği… On bir farklı mevzuat parçası, üst üste yığılmış halde duruyor.

Okul güvenliği konusundaki sorun mevzuat değil. Peki sorun ne?
Sorun, mevzuatı bir sisteme dönüştürememiş olmamız, olayı içselleştirmemiş olmamız ve bilimden, ilimden, fenden, üniversitelerden kopuk bir sistemsizlik içinde belenip durmamız…
6 Şubat 2023 depremlerinde çok sayıda eğitim binası çöktü ya da ağır hasar gördü. Aynı bölgede, 2017 sonrası Dünya Bankası – MEB işbirliğiyle yapılan elli yedi dayanıklı okuldan deprem bölgesinde bulunan yirmi dördünün tamamı hasarsız kaldı.
Demek ki yönetmelik koruyor; sorun yönetmeliğin var olup olmaması değil, sistem, farkındalık, denetim ve yaptırım işi kotarıyor.
2021’de pandemi gerekçesiyle servis araçlarındaki sensör ve kamera zorunluluklarının bir kısmının kaldırılması, yaş sınırının on ikiden on beşe yükseltilmesi, koruyucu standartların siyasi konjonktüre nasıl kolayca esnetildiğini açıkça gösterdi.
Aynı zorunluluklar 2025’te iki adımda ; Şubat’taki AİTM değişikliği ve Ağustos’taki Okul Servis Araçları Yönetmeliği güncellemesi ve 112 Acil Çağrı Merkezi entegrasyonlu yeni bir mimariyle yeniden tesis edildi.
Ama bilmeliyiz ki, çocuklarımızı bu zikzaklarla asla koruyamayız.

Dünyada Okul Güvenliği Modelleri Nedir ve Ne İşe Yarıyor?
Yarınlarını düşünen ülkeler bu işi oldukça önemsiyor. Mesela Japonya, bu konuda “Çerçeve Kanun Yaklaşımı” getirmiş. Bu kapsamda, 2009’da çıkardığı Gakkō Hoken Anzen Hō; “Okul Sağlık ve Güvenlik Çerçeve Kanunu” ile merkezi hükümet, yerel yönetim ve okul düzeyindeki yükümlülükleri tek metinde berraklaştırmış, görünür hale getirmiş. Beş yıllık ulusal okul güvenliği planlarıyla bütçe ve denetim akışını sürdürülebilir kılmış. Her şey açık ve şeffaf, denetlenebilir, ölçülebilir, öğrenen sistem mantığı ile geliştirilip iyileştirilebilir.
İngiltere, Finlandiya ve İzlanda Modelleri ise bir başka güzel. İngiltere, 2024 Keeping Children Safe in Education mevzuatıyla her okula bir “Designated Safeguarding Lead” yani “Güvenlik ve Koruma Sorumlusu” atayarak öğrenci güvenliğini somut bir kişinin sahiplendiği görev haline getirmiş. Finlandiya, KiVa programını geliştirerek randomize kontrollü çalışmalarla zorbalığı belirgin biçimde düşürmüş ve bugün yirmiden fazla ülkede ücretsiz çevrimiçi oyun bileşeniyle uygulanıyor.
Virginia Üniversitesi “Tehdit Değerlendirme Kılavuzu” (CSTAG) geliştirmiş, bu programla uzun süreli uzaklaştırmaları yarı yarıya azaltmış, sıfır tolerans refleksinden kanıta dayalı çıkış yolunu göstermiş.
Ve İzlanda, geliştirdiği “Barnahus” modeli kapsamında cinsel istismara uğrayan çocuğun aynı yapı içinde adli görüşme, sağlık muayenesi, psikolojik destek ve hukuki yardım aldığı tek çatılı merkez kurdu.
Avrupa Konseyi üyesi yirmi sekiz ülke bu modeli kurdu. Türkiye henüz kurmadı?

Türkiye’nin Çerçeveleme Hatası
Bu örneklerin ortak noktası, okulu bir bina olarak değil, çocuk haklarının merkezi olarak tanımlamış olmak!
Türkiye’nin tarihsel hatası işte tam da burada. “Okul güvenliğini binayı koruma sorunu olarak çerçevelemek.”
Oysa modern okul güvenliği çerçeveleri ki başta UNDRR’ın 2022–2030 Kapsamlı Okul Güvenliği Çerçevesi olmak üzere üç ayağı üzerinde yükseldiği görülür; güvenli tesisler, okul güvenliği ve eğitim sürekliliği yönetimi, risk azaltma ve dayanıklılık farkındalığı. Bina yalnızca bir sütundur; diğer iki kavram pedagojiye, kültüre, sisteme aittir.
Hem doğum öncesi takipte hem yangın eğitiminde aynı ilkeyi öğrendim: önleme, tepki vermekten her zaman ucuzdur ve her zaman daha etkilidir.
Bir prematüre bebeği yoğun bakıma almaktansa, gebeliği erken haftada riskli olarak işaretlemek; bir yangını söndürmektense, çıkmasına engel olmak.
Aynı mantık okul güvenliği için de geçerlidir.
“Ulusal bir Okul Güvenliği Olay Veritabanı” olmadan hangi riskin nerede yoğunlaştığını bilemeyiz.
Çerçeve bir yasa olmadan beş bakanlık birbirine top atmaya devam eder.
Kanıta dayalı bir program olmadan her trajedi sonrası yeni bir genelge yazılır ve aynı hızla unutulur.
Bu bir sistem kurgusu sorunudur, farkındalık sorunudur, denetim sorunudur ve elbette paydaş farkındalığı sorumluluğudur…

Okul Güvenliği İçin Üç Somut Adım Önerisi
Türkiye’nin önünde alması gereken kararlar aslında ne zor ne de çok kompleks, yalnızca sahiplenilmeyi bekliyor. ,
Birincisi, elbette ki, on bir parçaya dağılmış mevzuatı tek bir “Okul Güvenliği Çerçeve Kanunu’nda” toplamak ve MEB bünyesinde müstakil bir “Okul Güvenliği Genel Müdürlüğü” kurmak.
İkincisi, yüz pilot okulda “KiVa, CSTAG ve standart kriz protokollerini” birlikte uygulayan, etki değerlendirmesi yapılan kanıta dayalı bir okul güvenliği modeli denemek.
Üçüncüsü, İstanbul, Ankara ve İzmir’de Barnahus pilotunu açmak/kurmak/oluşturmak; 2023 depremi sonrası travma eğitimi almış altı yüz elli dokuz rehber öğretmeni ulusal eğiticiler havuzu olarak yapılandırmak.
Hiçbiri ütopya değil.
Her birinin uluslararası örneği, kanıtı, tahmin edilebilir maliyeti var.
Eksik olan tek şey, okul güvenliğinin bir bina meselesi değil, çocuk haklarının merkezi olduğunu kabul edecek siyasi cesarettir.

Çocuklarımızın, bir sonraki trajediyi beklerken kaybedecek başka zamanı yok.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir